Seni ilk gördüğüm günü anımsıyorum . Tam sekiz yıl önce idi. Dile kolay. Her şeye inat sana bağlanışımı ve inatla onunla evleneceğim diye aileme haykırışımı..
Neydi bizi birbirimize bağlayan?
Dün gibi hatırlıyorum annemin sözlerini.
_ Yapma kızım! Bu adamın kültürü, dünya görüşü, hayata karşı bakışı ve beklentileri farklı.
_ Sen yine inat ediyorsun. Bak canın acıyacak. Diyordu.
Annem; bak sekiz yıl geçti. Ona hala aşığım ve onu çok seviyorum. Haklısın dünya görüşlerimiz, dinlediğimiz müzikler, hayata karşı duruşumuz ve damak tatlarımız bile farklı. Belki o senin gibi , bana öğretilerin gibi devrimci bir ruh taşımıyor.Ama onun en büyük devrimi benim annecim. Bak sende yorgun düştün. Belki sizin gibi meydanlarda elele yürüyüşlere katılamıyorum. Ya da bir sazın nağmelerinde devrimci ruhumuz şahlanmıyor.
Ben onu öyle sevdim annem. Adına ne dersen de, ne sıfatı uygun görürsen gör…
Onu, bir ömürden öte sevdim.
Sen meydanlarda elele yürüdün, ben her an, sen sazın nağmeleri ile coştun, ben onun kapıyı çalışı ile her gün…
Siz ölümüne davanıza sarıldınız, bizse ölümüne birbirimize…
Her sıkıntılı anımı tebessüme çeviren, soğuktan ve yalnızlıktan üşümemi engelleyen, varlığına ihtiyacım olduğunda rüzgar gibi yetişen, ben uyurken hala beni izleyen, hasta olduğumda benimle acı çeken, beceremese de çorba yapan, elimi usulca tutan, bana hala balon alan ve bana her sabah “ canım” diyen eşimin en büyük devrimi, evliliğimiz annecim.


